DUMANI ÜSTÜNDE

YAZIN YENİ HİT DİZİSİ THE NIGHT OF’U ISKALAMAYIN

Kafa Dağıtmak İçin Birebir

HBO’nun yeni dizisi The Night Of, 10 Temmuz’da yayınlanmaya başladı. Tabii malum ortamların kurdu olmuş olanlar bir şekilde sızmış ilk bölümü çoktan izlemiş, ikinci bölüm için televizyon seyircisine göre daha fazla bekleyeceklerinden habersiz “abi bunu kesin izle”lere başlamıştı. Bu tür muhabbetlerin yeni öznesi olan diziyi henüz duymadıysanız öncelikle şimdiden “bir şey değil, lafı mı olur”. Ayrıca meraklanmayın, bu yazıyı diziyi duymuş, duymamış, duymuş ama izlemeye fırsat bulamamış, izlemiş, başlamak konusunda şüphe duyan herkese hitap edecek, hepsinin tek yürek olup okuyabileceği şekilde hazırlamaya çalıştık. Haydi biraz The Night Of’tan bahsedelim.

Nasir Khan (kısaca “Naz”) adlı bir gencin yeni tanıştığı Adriana adlı genç bir kadınla geçirdiği gece sonucunda kendini bir cinayetin şüphelisi konumunda bulmasını anlatan The Night Of’un yaratıcıları The Wire’ın ve 2017’de başlayacak James Franco ve Maggie Gyllenhaal’lu The Deuce’un yazarlarından Richard Price ile Schindler’s List, Hannibal ve Gangs of New York gibi filmlerin uyarlama senaryolarını yazan Steven Zaillian. Steven Moffat’ın BBC dizisi Criminal Justice’ten uyarlanmış diziyi Serial adlı Podcast’e benzetenler de oldukça fazla. Kendini ilk bölümün henüz ilk dakikasından itibaren “bir bok olacak ama ne?” dedirterek izlettiren bir atmosfere sahip dizi, o karanlığı ve gerginliği her an hissettirerek Naz’ın ve çevresindekilerin olayın olduğu geceden sonra değişen hayatlarını anlatıyor. Meselenin basit bir “kim yaptı?” cinayet hikayesine evrilmeyeceğini kısa süre içinde anlıyoruz. Pakistan asıllı Naz, günlük hayatında düzenli olarak toplumun farklı kesimlerinden gelen tepkiyle karşı karşıya kalıyor. Bu tepkilerin özellikle başka yerde karşı karşıya kaldığı ırkçılığın benzerini konu “Amerikalılık” kimliği olduğunda diğer azınlıklara yönelten siyahilerden geldiği sıkça vurgulanıyor. Cinayet işlediğinden şüphelenildiğinde de Naz’a olan yaklaşımda etnik kökeni ve derisinin renginin yarattığı algının tezahürünü bir kez daha görüyoruz. Amerika’nın adalet sistemindeki bütün sorunlar el ele vermiş ve olayın seyri boyunca tek tek karşımıza çıkıyor.

Naz için her şey, gitmek istediği bir partiye onu götürecek olan arkadaşı tarafından ekilmesi sonucu başlıyor. Babasının taksisini alarak yola çıkan Naz, çalıştığını sanarak arabasına yanlışlıkla binen Adriana’dan etkilenince akşam için yaptığı planı unutuveriyor. Hem de Adriana’dan kısa süre önce arabasına binenleri çalışmadığı gerekçesiyle geri indirmişken… Onun bu tercihi sonucu yaşadığı bu büyük “talihsizlik” bir bakıma Tom Cruise ve Jamie Foxx’lu Collateral filmini hatırlatıyor. Önce onun taksisine doğru yönelen ama çalışmadığını düşünüp sonradan bir öndeki taksiye binmeye çalışan Vincent’ı (Tom Cruise) ısrarlarıyla kendi taksisine çağıran Max (Jamie Foxx), Vincent’ın bir seri katil olduğunun ortaya çıkmasıyla korku dolu bir gece geçiriyordu. Naz için de benzer bir durum söz konusu. Adriana’yı arabasına aldığı andan itibaren atmosferde öyle bir değişiklik oluyor ki, kendisini bizim gibi dışarıdan izlese Naz da gecenin kaçınılmaz olduğu belli ama ne zaman geleceği belli olmayan korkunç sonuna kadar verdiği her tercihe “oğlum sen ne yapıyorsun?” tepkisi verirdi.

Naz rolünde Nightcrawler’da Jake Gyllenhaal’un yancısı Rick olarak hatırladığımız ve Star Wars’un yeni filmi Rogue One’ın oyuncu kadrosunda da yer alan Riz Ahmed’i izliyoruz. Hikaye Naz’ın etrafında dönüyor olsa da en az onun kadar öne çıkan iki karakter daha var. Onun avukatlığını üstlenen Jack Stone ve vakayı araştıran dedektif Box sürekli bir rekabet içindeyken Jack Stone rolündeki John Turturro ile dedektif Box rolündeki Bill Camp de oyunculuk seviyeleriyle çıtayı sürekli diğerinin üzerine çıkarır durumda. Asghar Farhadi’nin kadrolu oyuncularından Peymen Moaadi Naz’ın babası Salim Khan olarak karşımıza çıkarken Adriana’nın üvey babası rolünde House of Cards’daki yazar Thomas Yates rolüyle tanıdığımız Paul Sparks var. Avukat Jack Stone’u normalde oynaması düşünülen James Gandolfini dizide maalesef yalnızca yürütücü yapımcı titriyle yer alıyor. “İyi polis” olmasına rağmen deneyimini kanun içinde kalarak Naz’dan suçlu olduğuna dair bir itiraf almak için manipüle etmeye çalışarak kullanan ve “kurnaz canavar” olarak adlandırılan dedektif Box ile avukat Jack Stone arasında sürekli bir yetki mücadelesi söz konusu. İkisinin de motifi tam olarak net değil; ancak bu davayı itibarları için önemli gördükleri kesin. Naz’ın güvenini kazanmaya çalışırken uyguladıkları akıl oyunları birbirleriyle girdikleri rekabetin bir sonucuyken ikisi arasında iyinin-kötünün sürekli değiştiği bir denge söz konusu. Dizide Amerika’nın adalet sistemindeki sorunların bir bir ortaya çıktığından bahsetmiştim. Öyle bir durum söz konusu ki Jack Stone’un gerçekle kurduğu ilişki tamamen jürinin olası algısıyla şekilleniyor. Ona hak vermemek de zor, cinayetin bütün okları Naz’ı işaret ederken gerçek onun lehine olmayabilir. Hikayesi güçlü olan kazanır.

Steven Zaillian, medium.com‘da yayımlanan sahne analizinde Naz’ın karakolun içerisinde bir anda asıl şüpheli konumunda geçtiği sahnedeki birbiri üzerine geçen diyaloglarda Robert Altman’dan esinlendiğini söylüyor. Biz de hiç haddimiz olmamasına rağmen şunu söylemek istiyoruz: Çok doğru yoldasın Steven Abi.

KOMİK BİR ŞEY VARSA HEP BERABER GÜLELİM

HEP BERABER GÜLELİM