DUMANI ÜSTÜNDE

TIM BURTON ARTIK NEDEN ÇÖP GİBİ FİLMLER ÇEKİYOR?

Ne oldu sana, ne oldu böyle?

Yazının başlığını gördükten sonra tıklayıp “Yazı uzunmuş, okumadan linç” diyeceklere önsöz: Bu yazı, “esaslı”, “sıkı”, ancak Beyoğlu’ndaki pasajlardan alınan The Nightmare Before Christmas çantasıyla gezenleri görünce kendi içine kusan bir Tim Burton hayranı tarafından yazılmıştır. Uzun süre Tim Burton filmlerindeki hayal gücünden beslenen, hatta ilk gençlik yıllarını Tim Burton filmleriyle daha çekilir kılan yazar, son birkaç yıldır kaybolan sihrin peşine düştükten sonra bu yazıyı yazmaya karar vermiştir.

Şu cümleyi kurayım da bir rahatlayayım: Tim Burton artık iyi film çekmiyor… İyi filmi genel bir tanım olarak düşünün. İyiden kastım, özgün, izleyicisinin hayal gücüne katkıda bulunan film gibi filmler.

Gerçekten iyi bir Tim Burton filmini en son ne zaman izledim? Bu soru karşılığında zaman makinesi beni 13 yıl öncesine götürüyor: Big Fish!

Gotik elementlerin önceki Tim Burton işlerine göre minimumda seyrettiği Big Fish, aynı zamanda bana göre Tim Burton’ın en iyi filmiydi. Ne kadar fantastik gözükse de dokunaklı bir baba-oğul ilişkisini merkezine oturtan film, yönetmenin artık gınadan ta ötesini getiren Johnny Depp tutkusuna mola vermesini sağladı. Açıkçası Ewan McGregor’ın çok başarılı bir metod oyuncusu olduğunu ve Tim Burton dünyasına hayli yakıştığını düşündüğüm için bu iş birliğinin devamının gelmesini de çok istemiştim. Olmadı…

Yönetmenin Big Fish öncesi kariyerine baktığımda ise, Sleepy Hollow’ı ortalama ve Mars Attacks!’i vasat bir film olarak nitelemekten geri kalamam. Ed Wood ve öncesini altın dönem olarak kodlarsak, Big Fish sonrasını ise büyük bir form düşüklüğü olarak tanımlayabiliriz.

Bütçeler büyüdükçe, kadrolar daha da iddialı hale geldikçe Tim Burton filmlerinin özgünlüğünün de buharlaştığını düşünüyorum. Tim Burton’ı Tim Burton yapan dinamiklerin artık büyük bir revizeye ihtiyacı olduğu konusunda büyük bahisler oynayabilirim.

Tim Burton’ın fantasik dünyasının temelini oluşturan formüller, uzunca bir süredir “Vay be!” dedirtmiyor. Filmlerindeki ana karakterler, -Otomatik pilottaki Johnny Depp tercihi de bir etken- tavır ve görünüm olarak birbirlerinin iki-üç yaklaşığı olmaktan öteye gidemiyor. Burton, kendi fanboy-fangirl kitlesinin beklentilerini karşılayacak, ancak ötesine geçemeyecek filmler üretmekten vazgeçmiyor. Kısacası kendisini başarıya ulaştıran kült filmlerinin ardından, -Ed Wood ve Big Fish hariç- tek tip filmler yapmaktan öteye gidemeyen biri oldu çıktı. Bu durum, Charlie and the Chocolate Factory’den beri böyle. Bu filmden sonra gelen tüm filmler, Tim Burton’ı Tim Burton yapan filmlerin kötü birer fotokopisi olmaktan öteye gidemiyor maalesef…

Tim Burton neden artık çöp gibi filmler çekiyor?

Bana kalırsa çünkü’leri;

– Tim Burton risk almıyor.

– Tim Burton garanti oynuyor.

– Tim Burton başarıya aç değil.

– Tim Burton’ın hayal gücü emekli oldu.

Açıkçası uzun zamandır beklenen ve gerçekleşmesi halinde milyonları deliler gibi heyecanlandıracak Beetlejuice 2 projesinin, kendi adıma ve benim gibi düşünenler için büyük bir hayal kırıklığı olacağını tahmin ediyorum. Ben Beetlejuice 2 veya Edward Scissorhands 2 izlemektense, bambaşka dünyalara el atan, gotik öğeler yerine belki de günlük güneşlik temalar kullanan, tamamen ters köşe, sıfır kilometre bir Tim Burton filmini izlemeyi tercih ederim.

Tüm bu düşüncelerimi tartıya koyup, fragmanları gördükten sonra, çok yakında vizyona girecek Miss Peregrine’s Home for Peculiar Children için aman aman heyecanlanamıyorum. Christoph Waltz’ı kötüye kullanmak suçundan dava edebileceğim Big Eyes’ın ardından da Tim Burton’dan umudumu kestim zaten.

Peki Tim Burton nasıl kurtulur? Dibini gören hayal gücünü nasıl özgür bırakır? Bu soruların cevabı için Tim Burton’ın ilk önce kendiyle yüzleşmesi, durumu fark etmesi ve bu soruları kendine sorması gerekiyor. Kendisiyle birlikte yaşlanan hayal gücünün kurtarıcısı, belki de babası olduğu iki çocuğunun hayal gücünden ilham almaktan geçiyordur…

KOMİK BİR ŞEY VARSA HEP BERABER GÜLELİM

HEP BERABER GÜLELİM