DUMANI ÜSTÜNDE

ARKASINDAN KONUŞUYORUZ: BLACK MIRROR S03E01

Black Mirror'ın 3. sezonunun ilk bölümünü masaya yatırdık.

Black Mirror’ın yeni bölümleri geçtiğimiz Cuma günü yayınlandı. Play Tuşu ekibi olarak 6 bölümü birden izleyeceğimiz için hafta sonuna başka plan yapmamış, her türlü program önerisini sertçe reddetmiştik. Yeni sezonun Netflix’te yayınlandığına şükrediyorduk ve aklımızdaki tek soru işaretleri 3-3 mü izlesek, 2-2-2 mi izlesek, başladığımız gibi bitirsek mi, yoksa tek forvete mi dönsek ekseni etrafında dolanıyordu. İzlemeye başladıkça -birkaç istisnai bölüm ve sahneyi yeri geldikçe belirteceğiz- genel itibariyle hayal kırıklığı diyebileceğimiz, soru işaretlerini artıran bir deneyim yaşadık. Birbirimize bu durumdan yakınırken daha geniş bir kitleye yakınmamıza olanak sağlayacak bir mecramız olduğunu hatırladık ve Play Tuşu’na parmakları ve yürekleriyle basanlar olarak yepyeni bir seriye başlamaya karar verdik.

Play Tuşu’nun neferleri iftiharla sunar: Arkasından Konuşuyoruz! Kült filmleri ve dizileri Beyaz Futbol’la Sight&Sound’u birbirine yakınlaştıran bir üslupla irdeleyen, yuvarlak masa formatında bir tartışma serisi. Seri kapsamında fütursuzca gömeceğimiz ve füturluca öveceğimiz yapımların birincisi ise tabii ki geçtiğimiz hafta interneti bir hayli meşgul eden Black Mirror. Yeni sezonun her bir bölümü üzerine ayrı ayrı sohbet edecek, dostu düşmanı görecek, her gün bir bölümü yayımlayacağız.

Bölümleri eğrisi doğrusuyla, kenarda köşede kalmış abuk subuk detaylarıyla ele alacağımız için tabii ki içeriğine ilişkin bilgilerden de konuşacağız. Zaten bölümler birbiriyle bağlı değil, izlemeyen burayı da okumasın diyerek uyarımızı yapmış olalım.

Peki sohbetlerimizde kim yer alacak? As kadromuz Play Tuşu’nun baş pehlivanı Doğu Orcan, orta sahasının bel kemiği ve ten rengi saçlısı Hakan Odabaşı, bir de bu seri özelinde moderatörümsü konumdaki benden oluşacak. 3. sezonun bölümleri bittikten sonra da geniş kadronun yer alacağı bütün Black Mirror bölümlerinin genel bir değerlendirmesi gelecek. İyi okumalar diliyor, saydırmalı yorumları bekliyoruz.

Can: Evet abiler, 3. sezon 1. bölüm, buyurunuz.

Doğu: Bence 3. sezonun net en kötü bölümü. Bir de şey için de çok kötü abi, sezonu açıyorsun hani kaç yıldır bir şey yapmamışsın, gidip en zayıf bölümünü başa koyuyorsun. Bir de sırası olan bir şey değil ki, mesela 6. bölümü 1’e koysalardı milletin bütün algısı tam tersine dönecekti.

Hakan: Bir de İngiltere’den sonra çat diye Amerika’ya giriyor, mahallenin atmosferini filan genel Black Mirror estetiğiyle pek örtüştüremedim ben. Konu da çok şey ya, herhangi bir bilimkurgu filminde çok işlenebilecek bir şey, pek bir yenilik katmıyor.

C: Fazla yakın gelecekte geçiyor olmasından kaynaklanıyor olabilir mi acaba bu?

H: İlk iki sezondaki mesele twist’lerinin daha kuvvetli olmasıydı, bunda o yok. Şu an milletin Instagram’a like için fotoğraf koymasıyla aynı şey zaten.

D: Like’a like.

C: Abi denk geldiniz mi bilmiyorum, bir tane video vardı 44 yıl sonra hapisten çıkan adamın şaşkınlığı diye. Adam Amerika’da hapisten çıkıyor, çevresindeki insanları gözlemliyor ve nelerin değiştiğini anlatıyor. Gayet güzel ve değerli olabilecek bir şey ama sonunda olay “Herkes sürekli telefonuna bakıyor”a bağlanıyor. Abi sana bakmak zorunda mı insanlar? Yani teknoloji eleştirisinin meseleye buradan yaklaşan hali de çok çiğleşti, klişeleşti artık. Bu bölümde de kamu spotu gibi fazla göstere göstere yapılmış.

D: “Akıllı telefonları yasaklayan restoran” muhabbeti de var ya… Hay sikeyim, fotoğrafını çekmek istiyorum abi belki? Güzel bir yere gelmişim, yemek çok güzel, çok sevdiğim biriyle yediğim bir yemek ve ben bunu hatırlamak istiyorum abi. Bir sene sonra baktığımda ağzıma tadı gelmese bile “Ulan ne güzel yemek yemiştik burada, ben bir daha gideyim buraya” demek için fotoğraf çekerken kendimi suçlu hissediyorum. Geçen mesela masanın üzerine çıkıp fotoğraf çeken gördüm, ben öyle bir şey yapmıyorum ki? Bu manyaklık; ama çıkarıp bir fotoğraf çekince yapmasınlar şunu abi.

H: Yalnız ben de aradığım zaman iPhone 5 şarjı bulamıyorum, o yüzden eski model arabaya şarj bulamama kısmını çok iyi anladım. Bak bir kere şu benim adıma beklenen bir şeydi: Netflix’e geçtiği zaman Amerikan televizyon izleyicisinin daha rahat anlayabileceği bir geçiş yapacaklarını tahmin ediyordum. Doğrudan White Christmas gibi bir bölümle giriş yapamazlardı, izlemeyen ve ilk defa “Neymiş bir bakayım” diye açan da vardır. Amerika’da domuz sikme bölümüyle başlasalar çok hardcore olurdu.

D: Ama şey açısından da güzel oldu. Benim en yakınlarım değil ama iki yan çevremde kim moron, kim değil’i anlamak konusunda çok iyi bir bölüm oldu. “Muazzam bir bölüm. Gerçekten ileride de sosyal medya kullanımı böyle mi olacak? Ya da ilerisi şimdi mi?” filan yazanlar var. Bakıp “Ulan sen nasıl bir gerizekalısın” diyorum; çünkü ilk iki sezonu izlemeyip buradan dalmışsın belli ki ve sana güzel geliyor. Abi bir de şu var: Sinema tartışılamayacak şeylerden biri. Tamam, tartışılır tabii ki, sevebilirsin; ama bu kötü bir filmi iyi yapmaz, iyi filmi de kötü yapmaz. 7.5-9 arası değişiyordur ve sen 7.5 dersin anlarım, çok saygın bir eleştirmen 8 der tamam dersin; ama 7.5-9 arasında değişen bir şeye 3 veremezsin, bu anca zevk meselesi olabilir. Çok kötü abi bu bölüm. Tartışılacak bir şey değil, çok kötü. Oyunculuk kötü, yönetmenlik baya televizyon yönetmenliği, Sony A1 var ya rezalet kamera, onunla çekilmiş gibi… Hiçbir depth of field yok, sinematografi desen yerlerde. Fransız sineması gibi realizm amacı da yok, sikko bir şey çekmiş adamlar.

H: Zeka yok abi. “Sosyal medya kullanımı bundan 15 yıl sonra ne hale gelecek” diye azıcık düşünsen çok rahat aklına gelebilecek bir fikir. Bence önceki sezonlardaki zeka parıltısı yok.

D: Buna kesinlikle katılıyorum; çünkü Black Mirror bizi şeye alıştırdı abi, “Bir piçlik çıkacak” diye izliyorsun, DNA’mıza yerleştirdi onu. 30.-40. dakikaya kadar “Bir sik çıkacak” diye izledim, bir sik çıkmadı bir de. Şu “Ben de senin yolundan geçtim” diyen trucker kadından bile bir şey çıkmadı. “Bir şey koydum bavuluna” dedi gitti. 7.5 saat sürecek viski mi var dünya üzerinde, iki yudum viski içti ya?

C: Özellikle bölüm sonu çok beğenilmiş bu arada; ama bence “Abi yeri gelince ‘Sikerler’ demeyi öğreneceksin” gibi çok kofti bir mesaja bağlıyor orada da.

D: Aynen aynen, “Göte ‘Göt’ diyeceksin”. Ya bu işi yapan adamlar da inanılmaz zeki adamlar neticede kendileri de biliyordur birinci bölümün olmadığını, yani oturup “Ulan çok güzel oldu” demiyorlardır.

H: Bu arada oyunculuk kötü derken şöyle bir durum da var. Samimi olmayan bir insan rolü yaptığı için aslında iyi diyebiliriz, hani bir oyuncuyu görürsün ve “Hiç samimi değil” dersin, kadın onu oynuyor zaten.

D: Ya mesela kadının kardeşi ne sikime yarıyordu?

H: Hikayeye hiçbir etkisi yok.

D: Oradan gitse bir yerlere bağlasa, o da yok. Herif oturup oyun oynuyor evde.

C: O biraz şey muhtemelen abi, seyirciye savunabileceği argümanı baştan vermiş kardeş karakteriyle. Meseleyi doğrudan dillendiren biri var, anlamayanlar da oradan dahil olsun. Adamla doğrudan özdeşleşilmese de “Doğru söylüyor lan” hissi uyandırabilecek ve söyledikleri üzerinden bölümü takip etmeyi kolaylaştıracak bir karakter.

D: Evinde takılan adamı mutlu etme çabası da olabilir. Şey gibi, hani Lost herkese oynuyordu ya? Benim kafama yakın herkeste “Abi Charlie, abi gitar çalıyor adam.” gibi bir onunla özdeşleşme durumu vardı. Doktorla mı kodlayacağım kendimi? Sarışın herif desen dallamanın önde gideni. Kendimi hiçbirine yakın görmeyip, en yakın ona görüp “Bari bununla relate edeyim” diye izliyordum. Oyun oynayan karakteri de ondan koydular belki de. Bir sikime de benzemiyordu karakter, o ayrı.

C: Bölümün en güzel yanı Alice Eve’di deyip kapatalım o zaman.

KOMİK BİR ŞEY VARSA HEP BERABER GÜLELİM

HEP BERABER GÜLELİM