DUMANI ÜSTÜNDE

YENİ TRUE DETECTIVE SEZONUNUN İLK BÖLÜMÜNÜN ARDINDAN

Bizleri neler bekliyor?

Game of Thrones’un sezon finalinin ardından, pazartesi günlerinde yas ilan etmeye hazırlanıyordunuz değil mi? Neyse ki HBO Belediyesi çalışmaya devam ediyor.

Game of Thrones’un yerine oyuna dahil olan yeni True Detective sezonu, Justin Lin’in yönetmenlik koltuğunda oturduğu ilk bölümüyle 10 bölümlük maratonu başlattı.

Şimdiden söyleyelim; Rust Cohle ve Marty Hart’ın yokluğuna ağlamaya meyilli arkadaşlar varsa, kendilerine başka bir uğraş bulsunlar. Daha ilk sezon bitmeden yapımcılar tarafından açıklanan bu kararı hala sindiremeyenlerin terapi işlemleri Play Tuşu tarafından yapılmıyor. Hele ki, ilk sezondan çok daha farklı bir konsept işleneceği aylardır bas bas bağrılırken, yeni True Detective sezonunu ilk sezonla karşılaştırmak çok da yerinde bir tercih olmaz. Vaatler belliydi, oyuncu kadrosuna reset atıldı ve ilk sezonla yükselen çıtanın yerine bambaşka çıtalara ulaşmak hedeflendi.

Serinin yaratıcısı Nic Pizzolatto’nun karakter yaratmak ve bu karakterleri enine boyuna işlemek konusunda ne kadar başarılı olduğuna ilk sezonda tanıklık etmiştik. Bu özellik, yeni sezonda 4 ana karakter üzerinde vücut bulacağa benziyor. Elimizde Rust Cohle kadar felsefi derinliği olan bir karakter yok. Martin Hart’la yaşanan karşılıklı pek de hoş olmayan koyu sohbetlerin yerini ise dört karakterin çekişme ve fikir çatışmaları alacak gibi gözüküyor.

Ana akım üzerinde yaşanan tartışmalara baktığımızda; dizinin yeni jeneriğinden giriliyor, kırsaldan şehir merkezine geçişten çıkılıyor.

Leonard Cohen’in Nevermind’ı, bizce noir etkisi kabak gibi belli olan True Detective için biçilmiş kaftan. Sonuçta Bizimkiler izlemiyoruz ve 20 sezon boyunca aynı jeneriğe put gibi tapmanın bir anlamı da yok.

Gelelim karakterlere;

Ray Velcoro: Proje seçimlerindeki istikrarsızlığı ve performansındaki dalgalanmalar ile tam bir soru işareti kıvamında olan Colin Farrell’in can verdiği Velcoro, bıyıkgiller familyasından geliyor. Kara bulutlarla kaplı geçmişi, “Kötü adam doğulmaz, kötü adam olunur.” motto’sunu da beraberinde getiriyor. Karısı tecavüze uğruyor, uzun adam Vince Vaughn’ın canlandırdığı Frank Semyon’ın yardımları sonucu intikama giden yolun kapısını aralıyor. O dakikadan itibaren, iş adamı/mafya dengesi üzerinde büyük oynamaya başlayan Semyon’ın oyuncağı oluyor ve pis işlerin icabına bakıyor. İlk bölüm itibarıyla yozlaşmış polis rolünün altından kalkmayı başardığını söyleyebiliriz.

Rust Cohle’un felsefi derinliği hesaba katıldığında, daha düz bir karakter gibi görünen Velcoro, dizi adına insan psikolojisinin katmanlı bir şekilde incelenebilmesi için biçilmiş kaftan. Pısırık ve belki de biyolojik babası olmadığı çocuğuyla ilişkisi, alkolle ciddi düşünmesi, bölüm sonunda bir araya geldiği diğer iki polisin arasındaki köstebek olmaya müsait yapısı ile ileriki bölümlerde Colin Farrell’in yıldızının daha da parlayacağını düşünüyoruz.

Çocuğunu sindiren küçük kabadayı ve onun babasıyla muşta elçiliğinde yaptığı görüşme ve Frank Semyon’la barda karşılıklı bakıştığı sahnelere özellikle dikkat. Lera Lynn – My Least Favorite Life’ın havada uçustuğu enfes bar sahnesi, ilk sezonla bağlantı kurmanızı kolaylaştıracaktır. Hele ki Cohle’un yadigarı sigarayı Farrell’in elinde gördükten sonra…

Ani Bezzerides: Genellikle iyi aile kadını, vefalı eş rollerinde izlemeye alıştığımız Rachel McAdams’ın canlandırdığı Bezzerides, “Yatakta değişik şeyler denemeyi seviyorum.” familyasından geliyor. Yatakta tam olarak ne yaptığını anlamasak da, ardından gelen kız kardeşi Athena’yla yaşadığı fikir çatışması, cinsel hayatı konusunda sağ gösterip sol vurmayı tercih ettiğini gösteriyor.

Pek de sağlıklı aile ilişkileri bulunmayan Bezzerides, ilk bölüm itibarıyla fuhuş yapıldığı düşünülen, ama belgeli/izinli bir porno stüdyosu çıkan eve yapılan baskın sonrasında pornoyu sanatın alt kolu olarak gören kız kardeşi Athena’yla karşılaşıyor. Ardından, soluğu babasının başında olduğu, bir nevi tarikat/rehabilitasyon merkezi işlevi gören yerde alıyor. Bir kayıp ihbarı üzerine gerçekleşen bu buluşma, Bezzerides’in dağınık aile yaşamını daha da netleştiriyor. 12 Monkeys’te dünyanın sonunu getirmeye çalışan karaktere can veren David Morse’un canlandırdığı baba Bezzerides, yine dünyanın sonuna takmış durumda…

Paul Woodrugh: Taylor Kitsch’in canlandırdığı travması bol karakter, “Benim de cinsel hayatımda sorunlar var.” familyasından geliyor. Ordu geçmişi, henüz ne olduğunu bilmediğimiz Black Mountain Operasyonu ve ordu hayatından önce yaşadığı sorunlar gün yüzüne çıktıkça daha da ilgi çekici bir karakter haline gelecektir diye düşünüyoruz. Otoban kuşu olarak polis mesaisini sürdüren, yüksek hızda giden bir aktrisin ahlaksız teklifini reddetmesinin ardından kendisine atılan oral seks iftirası üzerine ücretli izne yollanan Woodrugh, cinsel hayatında yaşayamadığı tatmini otobanda yaşamaya çalışırken yeni sezona şekil vereceğini tahmin ettiğimiz cinayeti keşfediyor.

Frank Semyon: Genellikle orta karar komedi filmlerinin demirbaşı olarak kodladığımız uzun adam Vince Vaughn, iş adamı/mafya kariyerinde son virajı dönmek ve zirveye ulaşmak için çabalayan Frank Semyon rolünde. Açıkçası kendisini uzun zamandır bu kadar motive görmemiştik. Her an psycho’ya bağlayacakmış gibi duran, eşi Jordan tarafından mütemadiyen yönlendirilen Semyon, voleyi vurmaya hazırlanırken, kilit rolündeki karakterin ölümüyle sıkıntılı zamanlar yaşayacak. Neyse ki bir nevi oyuncağı haline getirdiği Ray Velcoro, polis ekibi içindeki muhtemel köstebek rolüyle kendisine hizmet etmeye aday. Hoş; her an bir U Dönüşü yaşayabilecek gibi duran Velcoro’dan da okkalı bir kazık yiyebilir…

Gördüğünüz üzere ilk bölümde karakterleri tanıdık, onların buluşma anını yaşadık, ilk sezona göre daha karanlık/şehirli atmosferi yaladık yuttuk, görüntü yönetmeni ve Cohen’le başlatıp Nick Cave’le sonlandıran müzik küratörü arkadaşı bol bol tebrik ettik.

Bir iki bölüm sonra iyice rayına oturacak gibi duran hikaye, bizleri yepyeni bir True Detective müptelalığının içine itecek gibi duruyor. İlk sezonda yükselen çıta, yerini daha farklı ama bir o kadar da etkileyici bir çıtaya bırakmaya hazırlanıyor.

Bizlere kalan ise; Nic Pizzolatto’nun vizyonuna güvenip, yeni bölümleri iple çekmek…

KOMİK BİR ŞEY VARSA HEP BERABER GÜLELİM

HEP BERABER GÜLELİM