DUMANI ÜSTÜNDE

TÜRLER ARASI YOLCULUĞUN SON DURAĞI: A CURE FOR WELLNESS

Gore Verbinski 15 yıldan sonra korkuya dönüyor

Türler arası geçiş yapmayı çok seven yönetmenlerden James Mangold, The Ringer’a verdiği röportajda bu özelliğiyle ilgili şunları söylüyor: “Ben hep benzer karakterlerin hikayelerini anlatan aynı filmciymişim gibi hissediyorum; ama farklı film türleri dışarıdan bakınca birbirinden ayrılıyor, bu yüzden kariyerimin başından itibaren farklı türlerde filmler çekebilen bir yönetmen olarak tanındım. Bu yüzden sapabileceğim çok fazla yön var. Farklı filmler yaparken çok şey öğreniyorum. İdollerimden Billy Wilder, 16. filmine kadar hiç komedi çekmedi ve şu an gelmiş geçmiş en büyük komedi yönetmenlerinden biri kabul ediliyor. Bense henüz 10. filmimdeyim. Tersi daha üzücü geliyor bana, ilk yaptığı işle damgalanan ve ona saplanıp kalan, gelişmesi engellenen yönetmenler. Bazen farklı türden filmler çekmek hep aynı alanda oynamaya kıyasla çok daha fazla şey öğretebiliyor.

Gore Verbinski de farklı türlerde film çekmek konusunda en az Mangold kadar yetkin bir yönetmen. Filmografisi, 1997 yapımı bir nevi Evde Tek Başına’nın çocuk yerine fareli versiyonu diyebileceğimiz Mousehunt‘la başlıyor. Brad Pitt ve Julia Roberts’lı Mexican‘la aksiyon dozunu yükselten Verbinski, 2002 yapımı Halka‘da korku türünün ikonik filmlerinden birinin başarılı bir uyarlamasının altından kalkıyor. Adını kitlelere duyurduğu film ise Johnny Depp’in Keith Richards’tan esinlenerek çıkardığı karakteri Captain Jack Sparrow’la özdeşleşen Pirates of the Caribbean oluyor. Korsan filmlerine yepyeni bir soluk getiren muazzam filme hiç fena olmayan 2. ve 3. halkaları da ekleyen Mangold, araya bir de Nicolas Cage’i bugüne dek gördüğümüz en iyi performanslarından biriyle karşımıza çıkaran The Weather Man‘i sıkıştırıyor.

2007’deki Pirates of the Caribbean: At World’s End’in ardından gelen 4 yıllık ara, ona En İyi Animasyon Filmi dalında Oscar kazandıran Rango‘yla sonlanıyor. Bu sırada Chicago ve Nine gibi müzikallerle başarı yakalamış Rob Marshall’ın devraldığı Pirates of the Caribbean serisi eski günlerini ararken Verbinski, Wall-E ya da Legend of the Guardians: The Owls of Ga’Hoole gibi farklı türde bir animasyon deneyimi vadeden filmlerinin öncülerinden birine imza atıyor. 2013’te çektiği The Lone Ranger‘la Johnny Depp’e iyiden iyiye ikinci bir Tim Burton olan Gore Verbinski, bu sıralar son filmi A Cure for Wellness’ın heyecanını yaşıyor.

Halka’dan bu yana ilk defa bir korku filmi çeken ve türler arası yolculuğunda tekrar bu durağa uğrayan yönetmen, aradan geçen 15 yılda türün evrimini oldukça iyi incelemiş. Günümüzde Halka gibi korku filmleri demode addedilirken artık basitçe jump-scare sahnelere güvenen filmler yok. Günümüz korku sinemasının öncü işleri daha çok Paranormal Activity ve It Follows gibi tehditi doğrudan göstermese dahi kurduğu atmosferle etki altına almayı başarıyor, ya da The Conjuring gibi kuvvetli ve gerçek olduğu iddia edilen bir hikayeye güveniyor. Bunların hepsiyle bazı ortaklıklar taşıyan A Cure for Wellness’ın ise en büyük iki ilham kaynağının Shutter Island ve Crimson Peak olduğunu söyleyebiliriz.

Çalıştığı şirketin CEO’sunu almak üzere İsviçre Alpleri’nin ücra bir köşesindeki “tedavi merkezine” giden Lockhart’ın bu merkezin aslında hiç de göründüğü gibi bir yer olmadığını fark etmesini anlatan film; senaryo konusunda ilhamını Shutter Island’dan, tüyler ürpertici gotik görselliğinde ise ilhamını Crimson Peak’ten alıyor. Öte yandan film noir’ın büyük bir hayranı olduğunu söyleyen Gore Verbinski, özellikle ses tasarımında bu tür filmlerin yarattığı atmosferlere başvurduğunu belirtiyor. Lockhart’ın ilk defa tesisin iç taraflarına doğru giderek CEO Pembroke’u bulduğu sahnede, kötü bir hastalığı andırırmış gibi derinden ve kesik kesik gelen atmosfer sesine eşlik eden koltuk değneği, film noir’ların mono ayak sesi kayıtlarına bir gönderme niteliği taşırken sahnenin gergin klostrofobik yapısı bütün filmin tonunu şekillendiriyor. Tek planla çekilen kapı aralığının duvara dönüşmesi anının ise muazzam bir görsel numara olduğunu belirtmemiz lazım. Türler arası gezindiğini belirttiğimiz Verbinski, nereden ne alacağına ve hepsini nasıl birleştireceğine çok hakim görünüyor.

Filmin yönetmenliği üzerine bu kadar söz söyleyip Lockhart rolünde kariyerinin en olgun performansını ortaya koyan Dane DeHaan’ı da anmadan olmaz. Diğer başrol oyuncuları ise genç neslin Harry Potter serisinin Lucius Malfoy’u olarak tanıdığı Jason Isaacs ve filmin şimdiden ikonikleşen görsellerinde duru güzelliğiyle karşımıza çıkan Mia Goth. Senaryo Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet’i Titanic’ten yıllar sonra tekrar bir araya getiren Revolutionary Road’un yazarı, The Lone Ranger’da bir kez daha Verbinski’yle iş birliğine giden Justin Haythe’ye emanet.

A Cure for Wellness, Türkiye’de 17 Mart’ta vizyona girecek. Korku filmi sevenlerin zaten kaçırmayacağına eminiz; ancak normalde korku filmi sevmeyenlerin dahi ilgisini çekecek; görselleri, atmosferi, ses-ışık tasarımı ve oyunculuklarıyla muadillerinin önüne geçen bu özgün yapımı “ortamlar”a bırakmamanızı ve sinema salonlarında deneyimlemenizi öneririz.

KOMİK BİR ŞEY VARSA HEP BERABER GÜLELİM

HEP BERABER GÜLELİM