DUMANI ÜSTÜNDE

YÜZLEŞİLMESİ GÜÇ GÜNAHLAR: 7YÜZ

BluTV'de yayında

Kadrosu, prodüksiyonu ve senaryosuyla fark yaratacağını henüz tanıtımları devam ederken dahi hissettiren; yayınlandıktan sonra da yarattığı beklentinin karşılığını fazlasıyla verdiğini gördüğümüz, Türkiye’den çıkan bir dizi olarak uzunca bir süredir hissetmediğimiz heyecanı bize yaşattığı için gönlümüzün en değerli kasasına kilitlediğimiz Masum’la seç-izle piyasasına etkili bir giriş yapan BluTV‘nin bu sıralar sürekli konuşulan bir orijinal yapımı daha var: 7YÜZ.

Bugün burada toplanma sebebimiz de 7 farklı hikayeyi anlatan ve ilk iki bölümünü izlediğimiz 7YÜZ’ün ufak bir kritiğini yapmak. İzledik, heyecanlandık, üzerine konuşmak istiyoruz. Şanslıyız ki sitemiz 7/24 açık.

Öncelikle şunu belirtmek lazım. Evet, bu bir antoloji dizisi. Yani her bölümün birbirinden bağımsız bir başı-sonu mevcut. Ayrıca birazdan bahsedeceğimiz “Prosedür” gibi bazı bölümler, günümüzde bilmediğimiz teknolojilerin mevcut olduğu anlatı evrenlerinde geçiyor. Ancak bu demek değil ki bu bir Black Mirror uyarlaması. Öncelikle 7YÜZ, çatışmayı bambaşka yerlerden yakalıyor ve teknolojiye değinse bile bu anlatısı dahilinde ufak bir izleğe işaret ediyor. Ayrıca en azından ilk iki bölümü itibariyle Black Mirror’ın son sezonundan çok daha heyecan verici bir yapımla karşı karşıya olduğumuzu söylemek lazım. Buraya mırın kırın edenler illaki olacaktır, onları en azından 7YÜZ’ün ilk bölümünü izlemeye ve Black Mirror’ın son sezonuyla (tekrar ediyoruz; son, yani 3. sezon özelinde yapılan bir yorumdur bu) elleri vicdanlarındayken bir karşılaştırma yapmaya davet ediyoruz.

“Büyük Günahlar” adındaki ilk bölüm, Yutmak‘la geçtiğimiz sezonun tiyatro sahnesini domine eden Merve Dizdar‘ın yanı sıra Deniz Erdem, Sinan Tuzcu ve Cem Davran gibi isimleri bir araya getiriyor. Gelişen olaylarla ilgili bilgi vermeden içeriğe dair yorum yapmak kolay değil; ancak bunun temelde bir “Ben sana intikam alma demiyorum, alacaksan yine al; ama hobi olarak al” öyküsü olduğunu söylemek mümkün. Hiç gri görünmeyen; ancak bir anda grileşen alanlarda oyunbazca gezinen ve haklı-haksız ile zalim-mazlum dengelerinin sürekli değiştiği senaryo, Karışık Kaset’in beyaz perde uyarlamasında da iş birliği yapan Tunç Şahin ve Mert H. Atalay‘ın imzasını taşıyor. Sonuç olarak elimizde dağıttığı parçaları başarıyla geri toplayıp hiçbir açık uç bırakmayan; sessiz-sakin bir başlangıç yaptıktan sonra gerilimi anbean artıran, kuvvetli performanslarıyla akıllarda kalan bir bölüm, ya da orta metraj film kalıyor.

İkinci bölüm “Prosedür”de Melisa Sözen-Engin Hepileri‘nin merkezinde olduğu hikaye, Beste Kökdemir‘in yeni şarkısını ilk defa duyduğumuz Ezhel‘le paslaşması sonucu renklenirken bu sefer merkeze alınan mesele, ilişkiler… Eternal Sunshine of the Spotless Mind‘ı akıllara getiren bir düzenekte ilerleyen senaryo, Alphan Eşeli‘nin yönetiminde bir bilimkurgu ögesini kullanarak aslında fazlasıyla bildiğimiz bir anlatı kuruyor. “Birinin değerini anlaman için onu kaybetmen mi lazım?” gibi soruların üzerine üzerine giderken kaçınılmaz ve beklenen gelişmeleri dahi sorguladığı sorular dahilinde yedirebildiği için etkili olmayı başarıyor. Yine spoiler vermemek adına detaya girmeyeceğiz; ama sonunda kadının tercihinden emin olamadığımız bir noktada bitirirken ilk hikayeye yaptığı tatlı göndermelerle gülümsetiyor, bir kez daha tamamı aslında aynı evrende geçen Black Mirror bölümlerini hatırlatıyor ve gelecek bölümlerdeki olası referanslar için gözümüzü dört açmamızı sağlıyor. Hayk Kirakosyan‘ın görüntü yönetimini ayrıca övmeye gerek yok, adını geçirmek yeterli diye düşünüyoruz.

Özetle elimizde buralardan çıkan ve kadrosu, prodüksiyonu, kuvvetli senaryosuyla heyecan veren bir dizi var. Kaçırmamak hiç fena fikir değil sanki. Kaçırmamak için buraya başvurabilirsiniz.

KOMİK BİR ŞEY VARSA HEP BERABER GÜLELİM

HEP BERABER GÜLELİM