DUMANI ÜSTÜNDE

1983’TEN GÜNÜMÜZE METALLICA ALBÜMÜNDEKİ SON ŞARKILAR

Nereden nereye...

Neredeyse kendileriyle yaşlandığımız, yaş aldığımız, mp3’ü keşfettiğimiz, sonrasında online stream’le mp3’ünü bile indirmediğimiz bir grup Metallica.

Türkiye’de metalin ve metalciliğin gelişmesinde kuşkusuz çok büyük yeri olan ekip, stadyum doldurma garantili konser deneyimleriyle de ülkemize defalarca gelip konsere ve metale hasta bünyelere şifa salmıştır.

Bu yazımızın konusu ise Metallica albümlerinin son parçaları… Genelde A 1 olarak bilinen A yüzünün ilk parçaları grupların albümlerine başladığı, en iddialı parçalar olur. Nedense Metallica’da ise albümlerin son parçaları da neredeyse ilk parçalar kadar etkili. Hatta bence son parçaların çoğu grubun en sert ve en sıra dışı işlerini barındırmakta.

Şimdi gelin bu durumu örneklerle inceleyelim…

Kill’em All – Metal Militia

killemall

Metallica’nın ilk albümü Kill’em All, speed ve thrash metalin öncü albümlerinden biri. Albümün vurucu parçalarından bir hevi metal marşı olan Seek and Destroy’un hemen ardından gelen Metal Militia, James, Lars ve ağlak Dave Mustaine tarafından yazılmış bir parça. Girişteki tarama gitarları ve James’in gencecik çiyan vokalleriyle şaşırtır. Hızlı bir parça olmasına rağmen bir şekilde vokaldeki delay’lerle atmosferik bir etki yakalamayı başarmıştır. Sözlerine hiç girmek istemiyorum. Manowar kekoluğu içeriyor ama yine de çok güzel bir parça.
Parçanın ortalarında Cliff Burton başkanın çok güzel bir şovu ve progresif metale göz kırpan şekilli hareketler var. Parçanın sonunda rap rap sesleri ve bir takım gök gürültüsü sesleriyle Kill’em All biter.

Ride The Lightning – The Call of Ktulu

Metallica

Yıllar 1984’ü gösterdiğinde harika albüm Ride The Lightning’i dinleyicilerine hediye eder bizim ekip. Kadroda hala Cliff Burton vardır, önümüzdeki albüme kadar tabii.
Parçanın mana ve ehemmiyetine gelirsek, Metallica’nın her albüme bir tane koymaya çalıştığı enstrümantal parçalarından biri öncelikle… Parçamız H. P. Lovecraft’ın aynı adlı eseriyle aynı adı taşımaktadır. Provalarda ve kayıt öncesinde adının ‘Hell Freezes Over’ (Yönetici kaloriferi aç, donduk) olduğu bilgisini de verdikten sonra sizleri bu 8 dakika 53 saniyelik Metallica klasiğiyle başbaşa bırakmak istiyorum. Lars Ulrich bu parçadan sonra uzun bir süre ‘ride’ adı verilen zili kullanmaz. Until It Sleeps’e kadar…
Parçadaki çok katmanlı yükselişler hala insanın içini kıpır ediyor. Bu da abilerin başarısı. Parçada Dave Mustaine (Megadert) esintileri hissedebilirsiniz, şaşırmayın.

Master of Puppets – Damage Inc.

master of puppets

İki yıl ileri gidiyoruz. Senelerimiz 1986’yı gösteriyor. Metallica, hevi metal tarihinin en iyi albümlerinden birini sevenleriyle buluşturuyor. Kuşkusuz insanı sağa sola saldırtacak parçalarla dolu bu albümün sonuna geldiğimizde yine bir sinir, yine bir agresyon, yine bir tersoluk, yine küfür kıyamet kopuyor…
Grubun en sert ve terso parçalarından biri Damage Inc., sahnede de çalması belalı, zor bir parça. Rahmetli güzel bas gitarist Cliff Burton’a da bir Fatiha yollayalım bu vesileyle. Albüm de parça da bir sürü müzisyenin hayata bakışına sağdan Metrobüs gibi katılmıştır. Lars, bu davulları o kadar edit ya da bilgisayar teknolojisinin olmadığı yıllarda nasıl çalmış çok merak ediyorum. Albümün yapımcısı Flemming Rasmussen, bence grubun çalıştığı ve onları en özgür bırakan kritik isimlerden biri. Kendisi bir sonraki albüm ‘…And Justice for all’dan sonra grupla yollarını ayıracaktır.

…And Justice for All – Dyers Eve

İki yıl daha gittik, arada Cliff Burton, tur kazasında hayatını kaybetti, grup ise yerine genç yetenek, Flotsam and Jetsam’ın hırçın çocuğu Jason Newsted’i aldı… Tabii bu albüme geldiğimiz zaman Lars cücesinin albümdeki bas mevzusundaki ‘Abi bunları neredeyse duyulamayacak kadar kıssana, davul daha iyi duyulsun’ denyoluğundan bahsetmemek olmaz.
Dyers Eve, grubun en manyak parçalarından biri. Yıllarca konserlerde çalmadılar (ya da çalamadılar), son yıllarda ise konserlerinde hayranlarına ‘Daha ölmedik biz gardaş’ izlenimi vermek için çalıyorlar. Parçadaki ‘çift kros’lar gerçekten Lars’ın normalde yapamayacağı şeyler gibi görünüyor ama Lars yine bizi şaşırtıyor ve ayı gibi çalıyor. Parçanın girişindeki ‘Bakın bende bu kadar büyük bir davul var, her birinden ayrı ses çıkıyor’ hareketi yüzünden yüzlerce ve hatta on binlerce davulcu sakin davul çalamadı. Yaktın bizi Lars…
Albümün plak baskısının üzerine şu aşağıdaki çıkartmayı da koymuşlar. İngilizce bilmeyenler için ‘Albümde ana-bacı yaptığımız bir parça var, onu da inşallah çalmazsınız abbe’ gibi bir şey yazıyor.

dyers_eve

Bu da işte o ana bacı yapılan, Emrah’ın kardeşinin defalarca kirletildiği parça:

Black Album – Struggle Within

black album

Yıl 1991… Grubun gerçek patlamasını yaptığı, birçok hayranının ilk kez ‘Metalika bozdu ağğğbbie yaa’ dediği bir albümle karşı karşıyayız. Albüm satış rakamları olarak grubu devler ligine çıkarttı. Bu albümde yapımcı Bob Rock, grubun içindeki güçlü ve sert mizacı sade bir hale getirip, grubun progresif rock yapısından biraz tıraşlarken yerine Sad But True ya da Enter Sandman’deki boru gibi sert ve net bir anlayışa yelken açtı. Ayrıca ilginç bir şekilde albümde iki adet ‘Slow’ parça vardır. Nothing Else Matters’la lisede dans etmiş olanlar eklesin. James’in vokalleri de bu albümle birlikte iyice oturmaya başlar. Aldığı dersler meyvelerini vermektedir. Parça, grubun kayıtlardaki son gününde ortaya çıkmış bir eser. Sözleriyle size Amerikan iç savaşını anlattığını söylesem inanırdınız ama parça James’in stüdyoda ‘Abbbe aklıma hiçbir şey gelmiyor, kafam çalışmıyor’ muhabbetinden doğmuş. Ne acayip değil mi?

Load – The Outlaw Torn

Metallica, Black Album’un de dünya çapında peynir ekmek ve zikirmatik gibi satmasından sonra iyice semirdi. 5 yıl boyunca turneledi, arada bir sürü dertle uğraştı. Adamlar birbirlerine o kadar uzak ki, düşünün gittikleri konserlere ayrı özel jetlerle gidiyorlar… Neyse şimdi gıybete girmeyelim. Load ve Reload adlı iki albümle Metallicacılar yine ‘Abi Metalika iyice bozdu yeaaaa’ diye mızmızlanmaya başladı. Gerçekten de Metallica için de zor bir iki albüm oldu. Grup yeni bir imaja döndü, şekil şukul bi takım kafalara girdiler. Saçlarını kestirdiler, bi acayipleştiler.
Her şeye rağmen benim sevdiğim, grubun yeni fikirleri denemekten korkmadığı güçlü bir albüm ortaya çıktı. Metallica tarihinin en uzun parçalarından biri olan The Outlaw Torn’da vokallere (alttan azar azar gelenler) ve davul tonlarına dikkatlerinizi çekerim. Hatta bu parçada inanmak zor ama Lars, splash adı verilen bir efekt zili kullanıyor ve herhalde hayatında ilk kez hi-hat’i açıp kapatıyor. Sadece bunun için bile dinlenebilir. Parça ortasından (6. Dakika gibi) sonra bence iyice lezzetleniyor. Zaten dediğim gibi 9 dakika 49 saniye. Boru değil.
Ya bir de bu albümde grubun logosu keko bir logoyla değişiyor.

Reload – Fixxxer

Bu parça çok fena o yüzden bahsetmek istemiyorum. Ama şöyle diyeyim, grubun Lou Reed’le yaptığı o tuhaf albümün havalarında. Metallica adeta stüdyoda yaratıcılık koridorlarında ışıksız kalıp sağa koşturuyor. Yine uzun bir parça. 8 dakika 15 saniye eziyet. Hele ki James’in bir O-u-oooo, go-u-ooo kısmı var ki hiç sormayın.
Ya da koyayım parçayı, kendi kararınızı kendiniz verin. Bu sayfadaki parçaların arasına yakıştı mı bu? Zaten albümün adı bile cacık. Reload… Load’dan artan parçalar, toynaklar moynaklar, sakatattan artan parçalar filan hep bu albümde… Ya albümde ‘Unforgiven 2’ diye parça var… Unforgiven 2 ne ya? Sen müzisyen misin, Holivud yapımcısı mısın? Sinirim çıldırdı vallahi.

St. Anger – All Within My Hands

st anger

‘Metallica bitmiş abi!’ lafını herhalde Metallica da duymuş olacak, 2003 yılında can havliyle St. Anger’ı çıkartırlar. Alkolizm ve çeşitli dertlerinden arınarak ‘Çok sert albüm yapalım’ düşüncesiyle girdikleri St. Anger’da, Lars’ın tuhaf trampet tonu ve eski speed ritimlerinden oluşan sert sayılabilecek bir albüm ortaya çıkar. Arada grubun rezilliklerini ve nasıl iyi arkadaş/insan olamadıklarını anlatan Some Kind of Monster’la birlikte Metallica, tekrar kafasını kumdan çıkartmaya çalışmaktadır. St. Anger’ın ilk parçası Frantic, bence bu albümün son parçası olmalıydı. E o da olamayınca ‘All Within My Hands’e iş düşer. ‘Fixxxer’ kadar yerlerde sürünen bir parça olmasa da, her haliyle stüdyoda ite kaka yapılmış bir parça havasından kurtulamayan bir eser ortaya çıkar. Yorum yüce dinleyicinin. Yine uzun, 8 dakika 51 saniyelik bir eser, dinlersen. Ozzy’den gelen yeni bas gitarist Robert Turijillo bu albümde dinleyicilerle buluşur…

Death Magnetic – My Apocalypse

death magnetic

Metallica öldü mü, ölmedi mi diye düşünen hayranları için 5 yıl düşünme süresi tanıyan grup, görece sert bir albümle Death Magnetic’le yine ortaya çıkar. St. Anger’dan daha iyi sayılabilecek bir albüm ortaya çıkar. All Nightmare Long, Cyanide, The Day Never Comes gibi trip parçaların olduğu albümde, nedense Metallica’nın şuursuz gibi ısrar ettiği ‘Unforgiven’ serisinin maalesef üçüncü parçası da yer almaktadır. Neyse artık, onları da öyle kabul etmek lazım demek ki… Adeta Alaçatı’da pahalı ve kötü hizmet veren bir beach club’a 7 kere gidip de sürekli kazıklanıyormuş hissine alıştığımız bir çalışma… Trampeti iyice tara Lars.

Hardwired… To Self Destruct – Spit out the Bone

Ya bu adamlar çok acayip. Tam öldüler diyorsun, birden zombi gibi tekrar canlanıyorlar… 2016’da ‘Ölmedik ulannn’ dedikleri albümleri Hardwired’ı çıkartırlar… Metallica hayranları tam gruptan vazgeçecekken, Hardwired’la aranan kan, biraz eksik olsa da bulunmuştur. Metallica’nın uzun süredir yaptığı en Metallica albüm olan Hardwired; Atlas Rise, Moth into Flame, Halo on Fire gibi bomba parçaları da içeren bir çift albüm olur. Load – Reload gibi de değildir. Bildiğin yardıray Metallica tonları bu sefer biraz da distorşınlı bas gitarlar eşliğinde bol çift kikli davul yürüyüşleriyle sevenlerini sevindirir…

7 dakika 10 saniye, son Metallicalar bunlar vatandaş!

Bundan sonrası bilinmez… Bakalım Metallica ne yapacak da bizi kıl edecek ya da sevindirecek. Bize yaşattığı güzelliklerin hatırına dünyanın en büyük metal gruplarından biri olan Metallica’yı dinlemeye devam edecek miyiz acaba?

Sevgiyle ve saygıyla sizleri selamlarken yine neme lazım olur diye IBAN’ımı yazının sonuna ekliyorum.

Artık üç, beş, bin, beş bin bi şeyler atızlayın şu garibo kardeşinize.
Kuruduk buralarda, evim soğuk, kediyi de üçe getirdim hala ısıtmıyor şu kış gecelerinde.

IBAN: TR30 0006 2000 7230 0006 6217 63
(İsim kısmına Kaan Sezgin yazarsınız. Şaşırmayın, o da size şaşırmayacak)

KOMİK BİR ŞEY VARSA HEP BERABER GÜLELİM

HEP BERABER GÜLELİM