DUMANI ÜSTÜNDE

SATILIK KALEM TARAFSIZCA DEĞERLENDİRİYOR

Bartu Ben

Satılık Kalem – Bartu Ben

satilik_kalem_avatar_l

Nedense bu çocuğu sevemediler. Çekemiyorlar belki de… Ben kendisiyle ilk olarak yıllar önce bir mini Büyük Ev Ablukada konseri vesilesiyle tanışmıştım. O zamanlar daha BEA daha şimdiki gibi büyük kalabalıklara değil ama yine de küçük kalabalıklara çalıyordu. O zamanlar belki de bu zamanların işaretçisiydi, tam da bilemiyorum.

Gelin şöyle bir hele…

Daha Cem ve Bartu birlikte iki akustik gitar, bol sohbet formülünde sahne alıyordu. O yıllarda ilk izlediğim an gruptan ‘Yerli ve milli Flight of the Conchords’ hissi almıştım. Şarkılar arasındaki boşlukların sohbetle ve şakalarla dolduğu, çalınmayan kısmın çalınan kısımdan neredeyse daha uzun olduğu yıllar. Cem de Bartu da daha tam gitar çalamıyordu neredeyse. Yıllar içinde Bartu’nun çalamaması az da olsa düzelirken Cembir’in gitar çalışı bambaşka bir boyuta gelecekti… Cembir çok yetenekli bir insan. Sizin de vardır öyle arkadaşlarınız. Her şeyi çok iyi yapan. Güzel resim yapan, el yazısı güzel, iyi basket oynayan, iyi tenis oynayan, çok komik ve bir o kadar da acayip olan arkadaşlarınızdan bahsediyorum. İşte Cembir tam da böyle bir insan. BEA ile çıktığı müzikal yolculukta nereye isterse oraya gidebilecek kadar taze ve içten bir yetenek bence. Şimdi günümüzde zaten artık gitarı da bırakıp klavyeye ve Ableton’a geçti. Grubun müziğinin geldiği noktada çok büyük katkısı ve emeği var…

bartu_kulis

Neyse konumuza geri dönelim. İnsanlar Bartu’yu neden sevmiyor gibi? Sonuçta Satılık Kalem olmam, objektif ve tarafsız olmama engel değil. Satılığım ama parası olana… Bartu bile Blu TV’ye dizi yapıyor, Satılık sen ne yapıyorsun?

Melikşah Altuntaş’la yaptığı ilginç gibi bir röportaj var. Yani Melikşah’ın ses tonu yanında Bartu’nun hali insanlara cins geliyor olabilir. Bi takım hareketler, çorapla röportaja çıkmalar. Kendi şakalarına gülmeler filan… Bartu’yu neden sevmiyorlar diye düşünüyorum. Bence seviyorlar da kıskanıyorlar.

Bartu gibi olmak kolay değil. Hoş dizisine de az sonra geleceğim, oradaki hali de kendisi değil haliyle. Biraz kendisine acıyor dizide, eskiden yaptığı, şimdi yapmadığı her şey var gibi. Aslında hepimiz; eskiden yaptığımız, şimdi ise yapamadığımız şeylerin de peşindeyiz belki de, az ya da çok… Kişiden kişiye göre değişir bunlar. Birisi sever, diğeri sevmez. Zaten herkes aynı şeyleri sevseydi halimiz nice olurdu. Nice touch!

afis

Oyuncu olarak da seviyorum kendisini. Satılık Kalem olduk ama objektifim kendisine karşı… Normalini görseniz de sevebilirsiniz ama size de bana davrandığı gibi davranır mı bilemiyorum. Şimdi insanların da özeline girmek istemem ama naapacaksın?

Bir de şöyle bir durumu var Bartu’nun. Bu çocuk nedense biraz aksesuar insanı… Sarı kol saati, altın kolye (nedense) ve tüm sıra dışı insanların tercihi sarı renk ve çoraplar… Bu çocuk da böyle işte, ne yaparsın?

Diziyi anlatacaktım ama nedense mevzu daha çok müziğe doğru gidiyor. Kısa zamanda çok güzel işler yaptı BEA… Özellikle şarkı sözlerindeki derinlik insanı ister istemez etkiliyor. İstemeden etkileniyorum ya. Yazısı da güzel bunun. Yetenekli insanlar beni sinir ediyor inceden. Benden daha iyisi var hayatta, kendime de hayatta ve ayakta başarılar diliyorum bu vesileyle…

Bartu Ben dizisine gelince, zaten şimdi isminden ayar olarak başlayabiliriz. Bartu yazıyor, Bartu oynuyor, Bartu Bartuluyor. Bartu Ditu… Dizide yan karakterlerden kapıcı ve dayı benim favorilerim. Bartu’nun heyecansız ve tıynetsiz hayatından kesitleri görüyoruz. Gördükçe de bir öfleme pöfleme geliyor insana. Bir yandan da kendisi dizide kendisini tasvir ettiği kadar ezik ya da başarısız da değil. Yani en azından manitacılık konusunda dizide kendisini yanlış tasvir ettiğini söyleyebilirim. Sanki dizide müzik grubu işi tamamen kesilip atılmış. Bir Bartu kolay yetişmiyor tabii ama Bartu Ben’den içeri bir de Büyük Ev var kocaman. Evin en güzel yerinde de bu meymenetsiz oturuyor. Sevimli de bir insan ama sizi sevmiyor. Sevdiği zaman da sevmesin istersiniz, o derece değerli bir isim kendisi.

Alın size dayı…

Her şeye alışıyor insan da bazen bazı şeyleri nedense hep halıların altına atıyoruz bilinçlerimizde. Kısa bir müzik arası. Sözlere dikkat. Bu çocuk kitap filan okuyor. Siz de okuyun, size de iyi gelsin.

Senaryo basit ama senaryonun güzeli, basit olanı makbul sanki. Biraz da dizinin bence altın elması Tolga Karaçelik… Şimdi Tolga Karaçelik övmeyeyim ama gerçekten güzel bir yönetmen. Metrobüs çıkışındaki tuvaletlerde geçen bir kazı kazancının hikayesini çekse onu bile güzel çeker bence… Tek beğenmediğim yanları, bu ikisinin de futbolla çok ilgilenmesi. Onca kalite, güzellik işin içine ‘Abi maça gitti ehere’ muhabbeti girince bi tuhaf geliyor bana. O da benim tuhaflığım olsun. Belki stad köftesi seviyorlardır hem, olamaz mı? Olur mu olur.

bartu_futbol

Bartu’nun Ekşi Sözlük’te yaptığı sohbet, nedense pek beğenilmemiş gibi gelse de insanlar her zaman istedikleri şeyleri göremez maalesef. Bartu da bu soru cevap kısmında, zeki (arada inceden itici) ama samimi bir hava veriyor bence. Alın kendiniz bakın…

Bir yazımın daha sonuna geldiğimiz şu satırlarda, Satılık Kalem olmanın hakkını vermek istiyorum. Ne yaptıysam kendim için yaptım, ne yazdıysam kendim için yazdım faydası da bana, zararı da bana, ne fena.

Hepinizi en derin hislerimle selamlarken, bir sonraki yazımda yine bir arkadaşımı, bir tanıdığımı, bir sevdiğimi öveceğimi buradan açık ve net bir şekilde ifade ediyorum. Ha bunun bana faydası ne? Yok, cebime para mı giriyor? Şimdilik hayır, ama gün gelir belki buradan fayans markası överim, kalorifer peteği temizleme şirketi işlerini ballandıra ballandıra anlatırım, belki gelir ünlü bir ünlü ‘Kaancım biraz da beni öv, al sana bir miktar para’ der. Oralara gelecekte bakacağız hep birlikte.
Ya da siz gidin, ben bakarım.

Sizi seviyore.

KOMİK BİR ŞEY VARSA HEP BERABER GÜLELİM

HEP BERABER GÜLELİM