inceleme: the libertines – all quiet on the eastern esplanade

inceleme: the libertines – all quiet on the eastern esplanade


geçmişini ve bugününü tek potada eritebilen bir the libertines


The Libertines, 2000’lerin ilk yarısında hayatımıza girdiğinden beri bir dargın bir barışık hali ve defalarca dağılıp tekrar birleşmesine rağmen öyle ya da böyle adından bahsettirmeyi başardı. Kariyerlerinin başında 2002 ve 2004’te, “Up the Bracket” ile “The Libertines” albümünde ürettikleri şarkılar, 20 yılı aşkın bir süredir farklı nesilleri etkilemeye ve hala indie müziğin mihenk taşı olarak yer almakta. Ancak işler sadece müzikal taraftaki başarılarla kısıtlı değil tabii ki. Çok yüksek egoya sahip iki frotman’in uyum içinde grubu sürdürmesi istisnai durumlar haricinde mümkün bir matematik değil. The Libertines’e gelirsek Carl Barât ve Peter Doherty’nin egolarına eklenen bağımlılıkları işi daha da garip noktalara taşıdı. 2004’te dağıldıktan sonra 2010’da bir daha birleşseler de hikaye başlamadan sona ermiş Peter Doherty ve Carl Barât kendi köşelerine çekilip solo albümlerle hayatlarına devam etmişlerdi. Ki bu solo albümlerden birinin Peter Doherty’nin müziğe tam odaklandığı ne kadar istisnai bir şarkı yazarı olduğunu gösterdiği “Grace/Wastelands”di. Gelgelelim 2014’te son kez birleşen grup o günden beri yaşlarının getirdiği olgunluk ve uzun yıllara dayanan ilişkileri sayesinde yolculuğuna devam ediyor. 2015’te çıkardıkları “Anthems For Doomed Youth”, ilk iki albümü sevenler için hayal kırıklığıyla kabullenmişlik arasında bir çizgide yer almıştı. Lakin hem Barât’ın hem de Doherty’nin solo albümlerinde çok iyi işler ortaya çıkarması The Libertines hayranı bizler için “bir gün iyi bir albüm daha dinleyeceğiz” umudunu muhafaza etti. Özellikle gündem maddemiz olan “All Quiet On The Eastern Esplanade”in, görece yavaş olarak tanımlayabileceğimiz şarkılarının mahareti, ikilinin solo günlerinin The Libertines’e taşınan mirası olsa gerek. Girizgahı da uzun tuttuğumuza göre “All Quiet On The Eastern Esplanade”e odaklanabiliriz tamamen.

All Quiet On The Eastern Esplanade: Amazon.co.uk: CDs & Vinyl

Albümün tamamına işleyen bütünlük havası öne çıkan şarkı ya da şarkılar olmasının önüne geçip birçok farklı favorinin oluşmasını sağlıyor. Bu noktada da grubun 11 şarkının tamamını birlikte yazması ve kredisinde hepsinin adının birlikte geçmesi gösterilebilir. Peter Doherty’nin özellikle son solo albümü “The Fantasy Life of Poetry & Crime”dan alışık olunan minimalliği The Libertines gibi gürültülü bir gruptan duymak şaşırtıcı bir ilk izlenim yaratıyor. ‘Shiver’, ‘Baron’s Claw, ‘Night of the Hunter’ ve ‘Man With The Melody’de bariz olarak fark ediliyor. Ancak güzel olan nokta şu ki bu şarkılar sadece Doherty gibi tınlamıyor. Temelinde o minimallik olsa da grup kendi dokunuşunu katmaktan geri durmayıp ortaya eskiyi kucaklayan yeni bir The Libertines çıkarmış. Bunun altında yatan kayıt sürecine ve grubun alkolle uyuşturucudan arınıp tamamen ayık olarak bir arada olmasının payı yadsınamaz. 2022’de Jamaika’nın başkenti Kingston’a 100 kilometre mesafede bulunan bir ada olan Port Antonio’da bir araya gelen The Libertines elemanları zamanında Arctic Monkeys‘in “Suck It And See” albümündeki gibi yapacak başka hiçbir şeyleri olmadığı için birbirleriyle olan hem müzikal hem de insani dostluklarını geliştirip şarkıların ortaya çıkmasını sağladılar. Öyle ki albümdeki bazı şarkılarda grup üyelerinin kahkahalarını duymak bile mümkün. Aradan geçen birkaç aydan sonra Doherty ve Barât, uçağı atlayıp İngiltere’ye dönüp tam kadro albümün kaydını tamamladılar. Prodüktör koltuğundaki Dimitri Tikovoï‘nin, Placebo, Purple Disco Machine, Ghost, The Horrors, Charli XCX gibi isimlerle çalışması cephanesinin genişliğini ve müziğe yaklaşımının çok yönlü olduğunun bir göstergesiydi. Grupla da iyi bir iletişim kuran Tikovoï, ortaya çıkan başarılı sonuçta azımsanmayacak bir yere sahip.

Albümün yavaş şarkılarındaki minimalleşmenin grubun ilk dönemini bilenler için ne kadar abes olduğu ortada. Ancak gerçekle, işitilenin bir olmadığı da ortada olan bir diğer durum. Ancak “All Quiet On The Eastern Esplanade”i ayrıştıran nokta sadece bu değil. 20’lerinin ortasında yaptıkları, enerji ve heyecan dolu gitar müziği geri döndü. 2015’te çıkan son albümlerinde de gitar kendine yer bulmuş ama bir şeyler eksik kalmış, aranan kan bulunamamıştı. Jamaika’da geçen aylar, kayıtlarda aldıkları keyif, kariyerlerinin olgunluk aşamasına gelmeleri, düzene oturttukları hayatları derken müziği sevmelerini ve The Libertines’i kurmalarını sağlayan damarı bulmuşlar. ‘Run Run Run’, ‘Oh Shit’, ‘Merry Old England’ ve albümün gizli hazinelerinden ‘I Have Friend’, grubun 20 yıl öncesini hatırladığı en bariz şarkılar. Verecekleri konserlerde bu şarkılara eşlik etmenin ne kadar keyifli olacağını düşünmek bile yüzümüzü gülümsetiyor. Bir de izlesek keşke… Ama bu farklı bir konu tabii.

Albüme dair değinilmesi gereken son bir konu daha var. Şarkı albümün de kapanışı olan ve Pete Doherty için çok ayrı bir yerde olduğunu tahmin etmenin zor olmadığı ‘Songs They Never Play On The Radio’. Doherty, The Libertines’in ilk dağılışının ardından Babyshambles adını verdiği bir grup kurmuş ve 2005’te çıkardığı ilk albüm “Down In Albion”da yer alan ‘Fuck Forever’ şarkısının sonunda “They’ll never play this on the radio” demişti. Doherty’nin travmalar ve zorluklarla geçen kariyerinin, genel kitle ve konservatif medyadaki karşılığı olan bu dizeyi, albümün son şarkısının ismi yapmak harika bir arınma seçimi. Albümün yazım ve kayıt sürecinde en zorlandığı şarkının bu olduğunu söyleyen Doherty’nin zorlanma sebebi duygularının açığa çıkması ağlamasıymış.

Carl Barât’ın albüm için yaptığı tanımlama aslında anlatmaya çalıştığımız her noktayı özetliyor. Barât, albümü “ömrümüz boyunca planladığımız albümdü” olarak “All Quiet On The Eastern Esplanade”i tanımladı. Ayrıca Charles Bukowski’nin ‘Postane’ kitabıyla kıyasladı. Çünkü o kitap da Bukowski’nin ömrü boyunca planladığı kitaptı… Albümün edebiyat referanslarına bir tane daha eklemek lazım. Geçtiğimiz sene film uyarlamasıyla Oscar’a aday olan Erich Maria Remarque’ın ‘All Quiet On The Western Front’ kitabının ismine mizahi ve eleştirel bir yerden yaklaşarak “All Quiet On The Eastern Esplanade”i koymuşlar.

The Libertines’i 9 yıl sonra, eski günlerini hatırlatırken olgunlukla harmanlanmış yeni bir albümle dinlemek başta indie ve gitar müziği severler için sonra da genel olarak müzikseverler için kıymetli. Bir şeyleri nefretle ya da yok sayarak değil sonuna kadar yaşayarak gerisinde bırakan Pete Doherty – Carl Barât ikilisinin sonraki adımının ne olacağını asla tahmin edememek de gruptan tam olarak beklediğimiz şey. Özetle, oksimoronun yanağından makas almalı bir durum. Her halükarda “All Quiet On The Eastern Esplanade” sayesinde grubu uzun yıllar bir arada göreceğimizin umudu arttı. Parmaklar çapraz, kaşınması gereken yerlerimiz kaşındı.

Puan: ⭐⭐⭐⭐

Yazan: Ant Arın Şermet



Advertisement