sinemaya yön veren dava: imaj hakları

sinemaya yön veren dava: imaj hakları


orada dur deep fake


Yapay zeka destekli deep fake teknolojisinin gelişmesiyle bir oyuncunun sureti başka bir oyuncuya, hatta canlı olması bile gerekmeyen CGI bir animasyona monte edilebiliyor. Tanınır oyuncuların üzerinden para kazanmak ve yeni bir içerik yaratmak için oyuncunun oyunculuk yapmasına dahi gerek duymayan, ileride kanlı canlı sette durmasının önüne geçebilecek bu teknoloji bazı oyuncuları endişelendirilmiş durumda. Fakat kaliteli bir avukatla kendi imaj haklarını çok rahat savunabilirler. Hem de yapay zekanın fütüristik bir teknoloji sayıldığı bir bilimkurgu filmi serisi sayesinde. 1989 yapımı Back to the Future II’nin çekimlerinde gerçekleşen öncül dava, hangi teknoloji çıkarsa çıksın oyuncuların imaj haklarını canhıraş biçimde savunuyor. Farkında olmadan vizyoner adım atmış bir filmin hikayesi başlıyor.

Crispin Glover‘ın George McFly hakkındaki davasının iç hikayesi: Bir aktör, bir karakteri canlandıran başka bir aktörü taklit etmesi için mi tutuldu? Bütün bunların deep fake ile ne alakası var? Şöyle…

Geleceğe Dönüş Bölüm II, 21 Ekim 2015‘e seyahat eden Marty McFly’ın babası George McFly‘ı da geri getirmişti. Ancak George McFly, ilk filmde yer alan Crispin Glover tarafından canlandırılmamıştı. Glover devam filminin senaryosunu beğenmedi -kimilerine göre ise hayli creepy bir arkadaş olması, filmde yer almamasının nedeniydi- ve bu yüzden rolü yeniden canlandırmak için 1 milyon dolarlık bir talepte bulundu. Çakallık bu ya, film yapımcıları bunu reddedince, makyaj sanatçılarına yardımcı olması için Glover‘ın ilk filmde yaratılan yüz kalıbını aldılar, Jeffrey Weissman adında başka bir oyuncuyu işe aldılar ve protez kullanarak rolü Glover’ın canlandırıyormuş gibi görünmesini sağladılar. Bu karar, sinema tarihinin en vizyoner hukuk dramalarından birine sebep oldu. Drama ekmektir.

Crispin Glover, 1990 yılında Universal Pictures‘a karşı tanıtım hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle dava açtı.

“Sadece başka bir aktör işe almış olsalardı, ki ben de öyle olduğunu düşünüyordum, bu tamamen yasal olurdu ve benim için sorun olmazdı.” demişti. Kendisinin eski bir yüz kalıbının kullanılmasını ileri boyutta bir hadsizlik olarak gördü. O zamanki avukatı Doug Kari‘ye göre, Crispin kendisine sette olan tavırlardan oldukça rahatsızmış. Steven Spielberg sete gelip Crispin’e gülerek: “Hey Crispin, görüyorum ki milyonunu almışsın.” diyerek istediği ücretle dalga geçmişti. Yapımcılar ile Crispin’in arası böyle böyle kızışırken dava süreci bütün hararetiyle devam ediyordu.

Universal, film yapımcılarının sadece George McFly karakterini devam ettirmeye çalıştıkları için tanıtım hakları talebinin başarısız olması gerektiğini savunarak davayı reddetti. Anlaşmazlık kızıştıkça, Glover ve Kari birbirleriyle bilgisayar grafik teknolojisinin geleceği ve Glover’a yapılanların diğer oyuncuları nasıl etkileyebileceği hakkında konuşmaya başladılar. Bu tartışma hakime de aktarıldı. Dava avukatı Kari, dava kararının emsal olabileceğini düşünmüş ve imaj hakları konusunda bir çizgi çekilmesi gerektiğini düşünmüş.

Güzel haberler gelmeye başladı. Yargıç, Universal’ın davayı düşürme talebini reddetti. Tarafları odasına alan yargıç, anlaşmaya varılması için ısrar etti. Universal’ı sigortalayan şirketin isteğiyle 760.000 dolar karşılığında bir anlaşma yapıldı. Bu kararla birlikte, bulanık da olsa bugüne ve geleceğimize ışık tutan bir anlaşma yapılmış oldu. Jeffrey Weissman, Back to the Future Part II ve Back to the Future Part III filmlerinde George McFly karakterini canlandırdı. İmaj hakları ise Crispin Glover‘ın eline geçti. İsterse satabilir, isterse kullandırtmayabilir hale geldi. Geleceğe Dönüş II film sürecinde, taraflar karakteri devam ettirmek ile birinin kimliğini çalmak arasındaki farkı açıklığa kavuşturmak için mücadele etmişlerdi.

Glover davası, Hollywood’da bir aktörün performansının yeniden kullanılmasının olasılıkları ve riskleri konusunda epeyce bir bilinç yarattı ve yeni teknolojilerin doğasında var olan tanıtım hakları anlaşmazlıkları için hayli mükemmel bir öncül haline geldi. Geleceğe Dönüş ismi meta olarak anlam kazandı.